Anasayfa » Bektaşi Bir Halk Aşığı Deliktaşlı Ruhsati Baba

Bektaşi Bir Halk Aşığı Deliktaşlı Ruhsati Baba

by Ozan Kemal İşleten

Konuya olan ilgim hem amatörce şiirler yazmamdan hem de Ruhsati Baba’nın anne tarafından soy ağacımızda yer almasından kaynaklanmıştı. Genç yaşta meraktan baktığım Meydan Larousse Ruhsati Baba  maddesinde yer alan “Bektaşi” ifadesi ile ailemizin yaşayış tarzı uyuşmuyordu. Ailemiz ortalama Türk ailesi olup inançlı olmak ile birlikte dinin o ya da bu mezhebi ile pek ilgisi olmayan bir aile idi. Sadece Muhsin Dayımın gençliğinde Rufai tarikatı ile ilgisinin olduğunu biliyordum. [1]

Konuyu biraz dayılarım ve annem üzerinden irdeleyince daha sonradan dönüşmüş bir Alevi bir aileden geldiğimize kanaat getirmiştim zira rahmetli anneannem ki annesi Nakşibendi’de yer etmiş Zehra Ana’nın kızıdır rahmetli dedem için (aziz ruhu mutlu ve sevinçli olsun) bunlar aslen “kızılbaş” dermiş.

Ruhsati ,  eski adı Tonus olan günümüzde  Sivas İli ,Şarkışla ve Altınyayla ilçelerini içine alan yöreden göçerek Kangal’ın Deliktaş  köyüne yerleşen Yeni İl Türkmenleri , bir şiirine göre de Yeni İl Afşarları kökenli bir ailenin oğluydu.[2]  Türkmen kitleleri arasında Aleviliğin yoğun olması da bu tezi kuvvetlendiriyordu.

E-Devlet soyağacı ( Alt- Üst soy bilgisi sorgulama) açıklanınca herkes gibi saatlerce başında bekleyip sonunda soy ağacımıza ulaştım.  Kafam karışmıştı zira soy ağacında Hasan, Noğman, Fatma, Mihri  gibi adların yanı sıra Osman , Osman Sabri gibi adlar da yer alıyordu ki bu isim Mustafa ( Ruhsati) & Fatma evliliğinden doğma Mihri ‘nin bir alt soyu idi .

Ruhsati ‘nin hayatını şiirlerini okuyanlar bilirler ilk eşi Mihri’nin Ruhsati’nin gönlünde ayrı bir yeri vardır.  Ruhsati Baba  “keklik sekişli Mihri” der bir yastığa baş koyduğu eşine….

Ruhsati,  ilk olarak Mihri ile evlenmiştir. Mihri Elbistanlı bir Türkmen kızı olup Deliktaş’ta Ali Ağa’nın yanında hizmetçilik yaparmış. Ruhsati’nin Mihri’ye gönül verdiğini öğrenen Ali Ağa bu iki genci evlendirmiş. [3]

Anlaşılan Mihri’nin ölümünden sonra evlendiği Fatma’dan doğan çocuklarından birine ilk eşinin adını vermiş ya da Mihri’nin baba adı tesadüfen Mustafa anne adı Fatma imiş. Biz daha önce Ruhsati adına yazılan eserlerde bu konuda hep bir muğlaklık olduğundan ve soyacağı çalışması yapılmamış olduğundan, ilk ihtimalin doğru olduğunu düşünüyoruz.[4]

Mihri ve Osman evliliğinden Osman Sabri doğmuş, Osman Sabri & Veslie evliliğinden İhsan İyin yani dedem dünyaya gelmişti.

Osman ve Osman Sabri gibi adlar pek öyle Kızılbaş Aleviler arasında tercih edilebilecek adlar değildi bu daha sonra mezhep değiştirmiş Alevi tezimi kuşkulu hale getiriyordu. [5]

Deliktaşlı Ruhsati Baba ile ilgili olarak elime geçen ilk kitap Dr. Doğan KAYA’nın kitabı idi . Doğan Kaya Ruhsati’nin Nakşibendi olduğunu dolayısı ile Bektaşi olamayacağını, Bektaşilik ile ilgili şiirlerinin Vehbi Cem Aşkun’un görüşlerini referans vererek Alevilere hoş görünmek için yazdığını söylüyordu ancak Vehbi Cem Aşkun’a göre bile 1911 yılında hakka yürüyen Ruhsati 1909 doğumlu Vehbi Cem Aşkun ,Ruhsati’nin çağdaşı sayılamazdı. [6]

O günkü bilgilerim ile Ruhsati’nin

Tariki Nakşi’den tamdır postumuz
Muhannetten gayrı yoktur dostumuz
Türap olduk çiğnesinler üstümüz
Mağrur olan baba’lardan değiliz  

dizelerini okuyunca tam olarak ikna olmuştum. Ruhsati şiirlerinde açıkça Nakşi olduğunu yazmış dolayısı ile Hanefi bir tarikat olan Nakşiliğe mensup olduğu için Bektaşi olamazdı zira Bektaşilik / Alevilik soy ve ikrar ile gelen bir inanç sistemi idi.   Yani Alevi / Bektaşi olabilmek için hem Alevi/Bektaşi anne ve babadan doğmuş olmak hem de bir Alevi dedesine ayini cem’de ikrar vermiş olmak gerekiyordu.[7]  Bu durum yeni nesil Alevi Dedelerince ret edilse de pratikte maalesef durum budur.

Çaldıran Savaşı’ndan[8] önce bütün Alevi sürekleri dışarıdan üye kabul ediyordu ancak Çaldıran Savaşı’ndan sonra baskı altında kalan, varlık mücadelesi veren Aleviler hayatta kalma gayesi ile içe kapandı ve dış evlilikler dahil dışarıdan katılımı sağlayan tüm yollar kapandı, hatta kanımızca irşat şecereleri halk katında zamanla soy şecereleri haline dönüştürülmüştür  bu da günümüzde fenotip[9] olarak yoğun şekilde Asyatik özellikler taşıyan alevi Türkmen Dedelerini açıklamaktadır.

Cumhuriyetin kuruluşu ve şehirleşmeyle birlikte şimdi dışarıdan kız almak tekrar pratikte mümkün hale geldi. Umudumuz artık bu içe kapanışın tamamen sona ermesidir. Burada genç ve aydın Alevi Dedelerine büyük rol düşmektedir.

Bu durumun istisnaları olup olmadığına yazımızın ilerleyen bölümlerinde değineceğiz ancak Deliktaşlı Ruhsati Baba üzerinden acaba o günün Hanefi anlayışı ile Alevi/Bektaşilik arasında inançsal noktada aşılmaz duvarlar var mıydı irdelemek istiyoruz.

Ebu Hanife yani Numan bin Sabit  “imam Caferi Sadık Hazretlerine rastlamasaydım Numan helak olmuştu” diyerek aydınlatıcısı İmam Caferi Sadık Hazretlerine olan bağlılığını vurgulamıştır.

Hilâfete, idareyi zorla ellerine geçiren Emevî ve Abbâsîler’in değil ümmetin işlerini düzeltmek isteyen Ali evlâdı daha lâyıktır. Bu kanaatine bağlı olarak Ebû Hanîfe, İmam Zeyd’in ve Ehl-i beyt’e mensup kişilerin mevcut idareye karşı giriştiği mücadeleleri meşrû kabul etmiş, hatta onlara destek vermiştir.[10] Bu destek sadece söylemde kalmamış ekonomik boyutta da gerçekleşmiştir.

İmam Hanefi’nin o dönemin sultanı Ebu Cafer Mansur tarafından hapse atılması ve işkence edilmesi tarihte sabittir. Bu işkencelere rağmen Ebu Hanife yine de duruşunu bozmamış ve gördüğü işkencelerin ardından şehit olmuştur. Her ne kadar Ebu Hanife’nin öğrencileri olan İmam Yusuf ve imam Muhammed sonradan Hanefiliğe katkılar sokarak aslını değiştirmişlerse vahabi /selefi etkilerin arttığı son dönemlere kadar Anadolu insanında Ehlibeyt ve Hz. Ali sevgisi dört halifeden biri yaklaşımının çok ötesinde olmuş şimdilerde hazret diyenler olsa da Muaviye ve Yezit’e hiç hoş bakılmamıştır. Anadolu insanı halen çocuklarına  Ehlibeyt’e yapılan zulümlerin sembol isimleri olan Muaviye, Yezid, Mervan gibi adlar vermez.

Gelin Deliktaşlı Ruhsati Baba’nın Nakşi döneminde yazdığı şiirlerde Ehlibeyt sevgisini inceleyelim.

Hakk’ı zikrederek buldu kemâli
Kaç kere seyretti hüsn-ü cemâli
Allah’ın aslanı Hazreti Ali
O da kurtulamadı mevtin elinden 

Aşık Ruhsat ister din ile iman
Hani tahtın bile götüren Süleyan
Lokman bulamadı ecele derman
O da kurtulamadı mevtin elinden  

Ah bîvefâ dünya senin elinden
Peygamberi âhir zamanı nettin ?
Güvenilmez düzenine dengine
Ebubekir , Ömer , Osman’ı nettin ?  

İntikamın aldı nice kâfirden
Elinde Zülfikar zağlanır nurdan
Arıttı Kâbeyi puttan küfürden
Aliyül’hayderi Aslanı nettin ?

Böyle bir hodgamsın süren savuran
Dağı dağ üstüne vurun devirin
Ey Ruhsati daha Fatma çağırın
Ölüyorsun hani imânı nettin

Beş vakitte yad ederim çar-yar ashabımı
Ebubekir, Ömer, Ali, Osman’ıma olsun helâl
Sad herzaran esselam ol Ali evladına
Kerbela’da can veren cananıma olsun helâl, 

Unutmasın mahşer günü Ruhsat köle kemteri
Candan gayrı hediyem yok canıma olsun helâl
Ahır zaman nebisidir hem Muhammed Mustafa
Anın için halk olundu bu cihan hep mutlaka

Cümle eshab-ı güzin ol carıyar-ı bâsafâ
Ol Ebubekir Ömer Osman’ı ben bilmez miyim
Zevc-i Fatımatü’z-zehra Mevlâ’nın arslanını
Kırdı küffarı hâk etti hem akıttı kanı

Kaldırdı Beyt’ül Haram’dan putların nişanını
Ol Aliyyül Murtaza arslanı ben bilmez miyim

Örnekleri çoğaltabiliriz Ruhsati baba üç halifeyi her andığında Hz Ali’yi ayrı bir yere koyarak anmış yada peşi sıra Ali Evladı’na olan hürmetinden yada Kerbela hadisesinden dem vurmuştur.

Ruhsati Baba’nın Bektaşilik ile ilişkilendirilebilecek şiirlerine gelmeden önce “Alevi anne ve babadan doğmayan bir Hanefi  ,Bektaşi olabilir mi ?” sorusunuz cevaplandıralım.  Zira Aleviliğinin günümüz pratiğinde ancak Alevi anne ve babadan doğmuş evlatları yoluna kabul ettiğini yukarıdaki satırlarda sebepleri ile biz de zikretmiştik.

Alevîler şu üç gurupta toplanmışlardır:

  1. Babagân Bektaşîleri.
  2. Nevşehir İli’ne bağlı Hacıbektaş İlçesi’nde oturan ve “çelebi” adıyla anılan aydınlatıcılara bağlı Çelebiyânlar.
  3. Anadolu ve Balkanlar’da yaşayan ve bazı ocaklara bağlı olan Dedegânlar[11]

Bektaşiliğin günümüzde de devam eden Babagan kolu bu konuda bir istisnadır. Bu kol diğer iki kolun aksine  Çaldıran savaşından önceki uygulamayı hiç bozmadan günümüze kadar muhafaza etmiş içe kapanmamıştır.

Bırakınız Hanefi bir Müslümanı, herhangi bir dine mensup bir kişi dahi yolumuza girebilir , sırası ile aşıklık , muhiplik , dervişlik ,babalık , halife babalık ve hatta dünya Bektaşilerinin en yüksek makamı olan dedebabalık postuna dahi oturabilir.

Bu kişinin daha önce ayrı bir tarikata mensup olması genel kaideyi değiştirmez Bektaşilere göre Bektaşiliğin iptidası (başlangıcı) diğer tarikatların intihasıdır (sonudur) ve Bütün Yolların arındıramadığı insanı Bektaşîlik arıtır. Bektaşîliğin arıtamadığını ise teneşir paklar.

Gerçekten de bir çok tarikatın aydınlatıcıları ve hatta tarikat kurucuları, sonunda kemâlâtı [olgunluğu] Bektaşîlik sayesinde bulmuşlardır.

Bırakınız sıradan tarikat mensuplarını bir çok tarikat aydınlatıcısı veya kurucusu sonunda olgunluğu Bektaşilik sayesinde bulmuşlardır öyleki Abdulkadir Gökpınarlı halk arasında şöyle bir söz olduğunu yazmıştır “Her Rufâi Sikkesinin altında bir Bektaşî tacı vardır.”[12]

Şimdi bu bilgiler ışığında gelelim Deliktaşlı Ruhsati Baba’nın Bektaşilik ile ilişkilendirilebilecek nefeslerine.

Doldurmuş ülkeyi nur-ı cemâlin
Çal kibriti yansın fenerim Ali
Ateş sakınır mı pervanesinden
Şem’ine dem be dem yanarım Ali  

Kaşların Zülfikâr gözlerin cennet
Yanaklar aklımı eyledi berbat
Dilin oğul balı dudağun şerbet
Verdikçe ağzıma kanarım Ali  

Gerdanın pembedir ağ göğsün mermer
Zülüfler sırmadı kokusu amber
Verilmiş cihanda Arzu’ya Kamber
Benimki de sensin maralım Ali  

İsmin şöhreti (ayn) ile (lam)dır
Vasfını yazmaya aciz kalemdir
Bu sefil Ruhsati sana gulamdır
Koymuşum uğruna her varım Ali  

Hülâsa çare yok artık bu gamdan
Bize içirdiler şerbeti Cem’den
Yeter gayrı vaz gel bu hay haşemden
Tariki rahmana gir yavaş yavaş  

Ruhsati bu yola bayrak gerektir
Susuzdur çölleri bardak gerektir
Avuyu kesmeye yayrak gerektir
Sokmadan vücudu mar yavaş yavaş

Şimdi mercimeği attık füruna
Dost uğruna yanıp tütenlerdeniz
Varsın eller ne derlerse desinler
Harabat ehliyiz atanlardanız  

On araba meşe ile yanmayız
Sofiye meyledüp hiç inanmayız
Üçte dörtte beşta onda kanmayız
On iki destiyi yutanlardanız  

Kim bilir ki ne sır vardır özümde
Hicap perdeleleri gitti yüzümde
Mührü Süleyman’ın yoktur gözünde
Kûşe-i meydana varanlardanız  

Seri verir sırrı vermez ağyara
Varsın Mansur gibi çekilsin dara
Halimiz mâlûmdur perverdigâra
Pirler damenini tutanlardanız  

Hakkı biz biliriz Muhammed nebi
Kimisi âlem der kimi turabi
Lâ diyen kafirdir olamam tâbi
Ruhsat alıp böyle satanlardanız

Leyl ü nehâr niyazımdır vuslat-ı cânan için
Mahrûm edip koyma beni darda Allah aşkına
Bahr-ı isyanına daldım eleman olsun elaman
Yüz yirmi dört bin nebi bir de Allah aşkına 

Bunca mevcudat mahlukat  ahıma kalıp nazar
Muhammed Ali çağrılıp pîrde Allah aşkına
Huzuruna varacaktır Ruhsati bir top bez ile
İman ile bile gönder sar da Allah aşkına

Kimisi “kızılbaş” derler kimisi de “akkülah”
Kimisi sever Haydar-ı Kerrar’ı âlem bu ya
Kimisinin günü geçer ma ile bir nan ile
Kimisi beğenmez balı sükkeri âlem bu ya  

Kimisi Yezid’e tabi Mervan’ı dilden komaz
Kimi arar Hacı Bektaş Hünkar’ı âlem bu ya
Kimi ah eder seherde günahını veznedip
Kimi diler şekilikten defteri âlem bu ya

“Mûtû kable en-temutu” esrarına mahzar kimi
Vatan etmiş leyl ü nehar mazharı âlem bu ya

Gözümüz Haydar’ı gezer sel gibi Bektaşî’yiz
Selman’ın koynundan çıkan gül gibi Bektaşî’yiz
Hünkar Hacı Bektaş’ın haddesinden çekilip
Kaba saba sanmasınlar tel gibi Bektaşî’yiz

Leyl ü nehar Kerbela’dır ahımız feryadımız
Türab olduk cümle halka yol gibi Bektaşî’yiz
Acı tevlek tatlı tevlek cahiller kelamıdır
Tadan bilir tarikimiz bal gibi Bektaşî’yiz

Saltanat-ı dünya için gelmedik cihana biz
Kaynayı kaynayı piştik kal gibi Bektaşî’yiz
Tafret ül-ayn içre gezdik biz cihanı serteser
Gahi yağmur gâhi dolu Nil gibi Bektaşî’yiz

Mansur gibi dara çıksak keşfetmek esrarımız
Bağlamışız dilimizi lâl gibi Bektaşî’yiz
Mutu kable en temutu esrarına olduk âgâh
Ruhsati teneşir üzre sal gibi Bektaşî’yiz

Sen postuna eyle secde sofi biz Bektaşî’yiz
Delme takma değil kökten safi biz Bektaşî’yiz

Âşık olmayan ne bilsin bu bizim esrarımız
Anlayana sarf ederiz lâfı biz Bektaşî’yiz

Kıldan günah olsa idi bitirmezdi halk eden
Salak bıyık ayıp değil kati biz Bektaşî’yiz

Aybolaydı kestirirdi Haydar-ı Kerrar’ımız
Hacı Bektaş’tan doğrulduk kafi biz Bektaşî’yiz

Akkülahlık Kızılbaşlık dilde cari bir kelâm
Evrah-ı ezelde bulduk kafi biz Bektaşî’yiz

Muhammed’in âline ashabına itba’ına
Kaydedene içeriz şafi biz Bektaşî’yiz

Ruhsati’
ye Muharrem’de yas ve matem günüdür
Yakar bizi Kerbelâ’nın havfi biz Bektaşî’yiz 

Evet yukarıda geçen şiirleri okuyan bir Bektaşi yolun terminolojisine hâkim olduğu için Deliktaş’lı Ruhsati Baba’nın bir Bektaşi olarak hakka yürüdüğünden zerrece şüphe etmeyecektir.

Bu sadece Alevi anne ve babadan dünyaya gelmemiş olmasına rağmen büyük dedesinin izinden giderek Bektaşilikten nasip almış fakirin değil Bektaşilerin efsanevi dedebabası Bedri Noyan Dedebaba Erenlerimizin (aziz ruhu huzurlu ve sevinçli olsun) de tespitidir. [13] Mehmet Fuat Köprülü ve Eflatun Cem Güney de bu görüştedir.

O kendi şiirlerindeki ifadeler ile bir mürşidi kamilin (pirin) eteğini (damenini) tutmuş, ölmeden önce ölmüş (Mutu kable en temutu ), Şerbeti Cem’den içmiş ve harabat[14] ehli olmuş , ser vermiş sır vermemiş , Muharrem’de yas tutmuş , Ali ‘nin uğruna her varını koymuş hayatının son deminde dahi teneşir[15] üzre sal gibi Bektaşi olarak hakka yürümüştür.

Bu yazıyı yapılan bir yanlışı düzetmek, biraz olsun Bektaşiliği anlatmak ve milletimizi bölmek isteyen güçleri senelerdir bozmaya çalıştıkları ancak başaramadıkları kardeşliği perçinlemek üzere kaleme aldım.

Yazımızı Daimi’den aldığımız bir dörtlük ile bitirelim.

Daimi’yem nefse galip olmazsam,
İlme, fazilete talip olmazsam,
Ele dile bele sahip olmazsam,
Alevi isem Sünni isem ne çıkar.

Fakirleri Ozan (Kemal) İşleten

[1] İlk sufi tarikatlardan biri olan Rufailik Alevi meşrep bir tarikat olup tarikat silsilesi Hz. Ali’ye dayanmaktadır. Ruhsati’nin de bir şiirinde Rufai tekkesine gittiğini ve buradaki zikir ve ayinleri anlattığını biliyoruz.

[2] Ahmet Özdemir – Aşık Ruhsati Sivas Platformu Yayınları 2. baskı sayfa 13

[3] Aşık Ruhsati Dr. Doğan Kaya Sivas Belediyesi Kültür Yayınları Genişletilmiş 2. Baskı  sayfa 9

[4] Ruhsati Baba’nın gerçek adı Mustafa’dır.

[5] Aleviler çocuklarına Yezit , Mervan gibi isimleri kesinlikle koymazlar Osman , Bekir, Ömer, Yavuz gibi isimler ise çok nadirdir.

[6] Aşık Ruhsati Dr. Doğan Kaya Sivas Belediyesi Kültür Yayınları Genişletilmiş 2. Baskı  sayfa 30

[7] Günümüzde Alevi anne ve babadan doğan çocuklar Alevi olarak anılsa da bu yanlış bir isimlendirmedir zira 1826 öncesi Ali’nin soyundan gelenleri ifade etmek için kullanılan Alevilik 19.yy’ın başından itibaren Ali taraftarlarını ve Kızılbaş toplulukları ifade etmek için kullanılmıştır. Dolayısı ile bir soy değil inancı ifade etmektedir.

[8] 23 Ağustos 1514’te Osmanlı Padişahı 1. Selim ile Safevi Hükümdarı Şah İsmail arasında Çaldıran Ovası’nda yapılan kardeş kanı dökülen savaştır.

[9] Dışyapı, genetik (genotip) ve çevresel etkenlerin yarattığı özelliklerin canlının dış görünüşündeki yansıması.

[10] https://islamansiklopedisi.org.tr/ebu-hanife

[11] Şakir Keçeli Baba Erenler – Bektaşiliğin Tanımı

[12]  Detaylı bilgi için bknz Şakir Keçeli Baba Erenler – Bektaşiliğin Tanımı

[13] Doç.Dr. Bedri Noyan Dedebaba Bütün Yönleriyle Bektaşilik ve Alevilik IV. Cilt sayfa 403-406

[14] Meyhane – Bektaşi terminolojisinde Bektaşi Dergahlarına Meyhane de denir.

[15] Üzerinde ölü yıkanan kerevet

You may also like

Bektaşi Eğitim Kültür Vakfı

@2024 – Tüm Hakları Sakldır, izinsiz bilgiler kopyalanamaz. Adisa Group